Gerek bireysel anlamda kısa süreli araç kiralama hizmetleri, gerekse de tüzel kişilikler veya işletmelerin uzun dönemli operasyonel araç ve filo kiralama hizmetleri; son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de büyük bir hızla gelişmektedir. Özellikle ülkemizdeki vergisel noktadaki avantajlarının yanı sıra, teknik servis ve bakım hizmetlerinin kolaylığı, ikame araç kolaylığı ve benzeri pek çok kolaylığı nedeniyle artık pek çok işletmenin araç satın alma yerine uzun dönem kiralama yapmakta olduğu bilinmektedir. Giderek son dönemde bazı kiralama şirketlerinin, bireysel olarak da uzun dönemli kiralama arzı yapmaya başladığı görülmektedir.
Süratle gelişen ve her geçen gün daha farklı müşteri portföylerine ulaşan sektörün, hiç kuşkusuz pek çok hukuksal süreçleri de bulunmakta ve gün geçtikçe daha sıra dışı süreçler oluşabilmektedir. Kuşkusuz meydana gelen uyuşmazlıkların çözümünde -diğer pek çok özel hukuk uyuşmazlığında olduğu gibi- en önemli kaynak olarak Türk Borçlar Kanunu ve özellikle sektör bakımından kanunun kira sözleşmesine ilişkin hükümleri -özellikle taşınır kiralarına ilişkin hükümleri- görülmektedir.
Türk Borçlar Kanunu’nda kira sözleşmesi “kiraya verenin bir şeyin kullanılmasını veya kullanmayla birlikte ondan yararlanılmasını kiracıya bırakmayı, kiracının da buna karşılık kararlaştırılan kira bedelini ödemeyi üstlendiği sözleşmedir” şeklinde tanımlanmıştır. Oysa ki, uzun dönem araç kiralama sözleşmelerini, salt bu tanım çerçevesinde alelade bir kira sözleşmesi olarak değerlendirebilmek mümkün değildir. Nitekim, pek çok uzun süreli araç kiralama sözleşmesinde; gerek kiralayan şirkete kiralama süresi boyunca araçların servis süreçlerinin sağlanması, sigortasının sağlanması, ikame araç temini, lastik bakımları ve benzeri pek çok konuda borçlar yüklediği gibi; kiracıya da araçları kullandıracağı kişileri özenle seçme, araçları özenle kullanma, yalnızca sigortalı çalışanlarına kullandırma, araçların periyodik bakımlarına riayet etme, kira borçlarını ödeme gibi pek çok borç yüklemektedir. Şu halde, uzun süreli araç kiralama sözleşmelerini her iki tarafa borç yükleyen karma nitelikli bir sözleşme olarak telakki etmek gerektiği açıktır.
Yine, özellikle operasyonel kiralama sözleşmelerinin pek çoğunda tarafların her ikisinin de tacir olmasının doğal bir sonucu olarak Türk Ticaret Kanunu hükümleri de önemli bir kaynak olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle, operasyonel araç kiralama sözleşmelerinde tarafların her ikisinin de tacir olduğu dikkate alındığında, kanunun emredici hükümlerine aykırılık teşkil etmediği sürece ticari ilişkinin devamına ilişkin pek çok husus sözleşmelere konulan maddeler ile düzenlenmekte ve bu düzenlemeler taraflar açısından bağlayıcı nitelik kazanmaktadırlar.
Bunların yanı sıra Türk Ceza Kanunu, İcra ve İflas Kanunu ve nihayet Karayolları Trafik Kanunu hükümleri de araç kiralama şirketlerinin hukuki ihtilaflarının çözümünde önemli kaynaklar arasında yer almaktadır.
Kuşkusuz yukarıda sayılan mevzuat hükümleri ve bunların yanında akdedilen sözleşme hükümleri; sözleşmenin kurulması, sona ermesi, feshi, kiralananın iadesi, temerrüt durumunda tarafların hak ve borçları, ayıptan sorumluluk ve benzeri pek çok uyuşmazlığın çözümünde uygulama alanı bulmaktadır. Durum bu olmakla birlikte, yeni gelişen ve hızla büyüyen sektörün mevzuat ve uygulama bakımından pek çok ihtiyacı olduğu da bir gerçektir. Özellikle yukarıda sektörün tanımlanması esnasında da dikkat edileceği üzere, uzun dönem araç kiralama sözleşmelerinin Türk Borçlar Kanunu’ndaki yalın haliyle bir kira sözleşmesi olarak değerlendirilmesinin mümkün olamayacağı açıkça gözükmektedir. Dolayısıyla sektörün ve faaliyetin, tıpkı bankacılık mevzuatı yahut finansal kiralama mevzuatında olduğu gibi bir kanun düzenlemesi ile belirli esaslar çerçevesine oturtulması gerektiği açıktır. Yine, bu faaliyeti ifa edebilecek şirketlerin asgari şartlarının, hizmetin temel esaslarının ve tarafların borçlarının neler olabileceğinin açıkça düzenlendiği bir mevzuat çalışması yapılması gerekliliği tartışmasızdır.
Öte yandan, halihazırdaki mevzuatın uygulaması bakımından da uzun dönem araç kiralama yapan şirketlerin başkaca sıkıntıları da mevcuttur. Örneğin, Karayolları Trafik Kanunu’nun “tanımlar” başlıklı 3. Maddesinde işleten; “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir” şeklinde tanımlanmaktadır. Maddede açıkça görüleceği üzere uzun dönemli araç kiralamalarında işleten sıfatı “kiracı”ya geçmektedir. Karayolları Trafik Kanunun pek çok yaptırımı da işletene yöneliktir.
Durum bu olduğu halde, uygulamada Karayolları Trafik Kanunu’nda işletene yöneltileceği açıkça düzenlenen pek çok yaptırım, halen malik olan kiralama şirketine yöneltilmektedir. Çok basit bir örnekle, kirada bulunan bir aracın hız ihlali yaptığının tespit edilmesi halinde trafik cezası, işleten sıfatıyla kiracıya değil, malik sıfatıyla kiralama şirketine kesilmektedir. Durum böyle olunca, araç kiralama şirketleri çoğunlukla cezayı ödeyip bedeli kadar müşterisine fatura kesmekte ise de, fatura eline ulaşan müşteri trafik cezasına itiraz edilmesi gerektiğinden bahisle ödeme yapmayabilmektedir. Ancak, trafik cezasına itiraz süresi de tebligatın ulaşmasından itibaren başladığından, kiracı faturayı teslim aldığında itiraz süresi çoktan geçmektedir. Bu da gereksiz yere tarafların ihtilafa düşmesine yol açmakta, hatta bu ceza bedelinin tahsili için hukuki süreçlerin başlamasına dahi sebep olabilmektedir. Kaldı ki, kiralama şirketinin kiracı müşterisinin beyanıyla Sulh Ceza Mahkemesi’ne giderek itiraz etmesi de beklenemez. Zira, aracı ihlalin yapıldığı iddia edilen sırada kullanmayan kiralama şirketinin ne surette itiraz edebileceği ve bu itirazından ne şekilde bir sonuç alabileceği de muammadır.
Kaldı ki; yukarıda verilen misal, oluşabilecek çok basit bir uyuşmazlığa örnek teşkil etmektedir. Oysa ki araç işleteninin çok daha ağır hukuki yaptırımlara tabi tutulduğu düzenlemeler de söz konusudur.
Kanaatimizce, uygulamadaki bu sorunların çözülebilmesi için araç kiralama sözleşmesi yapıldıktan sonra, tıpkı tapu sicilinde olduğu gibi kiralama sözleşmesinin trafik tesciline şerhi ile başlayan ve bu şerhten sonra sözleşme hitamına kadarki yaptırımların muhatabı olacak işletenin tescil edileceği bir trafik tescil revizesi, sorunu tamamen çözmeye yetecektir. Böylesi bir düzenleme, oldukça fazla iş yükü bulunan yargının gereksiz ihtilaflarla karşılaşmasını önleyeceği gibi, kiralama şirketleri ile müşterilerinin karşı karşıya gelmesini de önleyecektir.
Öte yandan, işleten sıfatına ilişkin düzenlemede yalnızca uzun süreli araç kiralama sözleşmelerinin zikredilmesinin, bireysel ve kısa süreli kiralama yapan profesyonel şirketler aleyhine bir dengesizliğe yol açtığına burada değinmekte fayda görüyoruz.