7036 Sayılı İş Mahkemeleri kanunuyla yapılan ilk ve en önemli değişiklilerden bir tanesi şüphesiz ki; kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda arabulucuya başvurma şartının getirilmesidir. Bu düzenleme ile, daha önceden hukukumuzda alternatif bir uyuşmazlık çözüm yolu olarak karşımıza çıkan arabuluculuk müessesesi, artık işçi ve işveren uyuşmazlıklarında zorunlu olarak başvurulması gereken bir uyuşmazlık çözüm yolu olmuştur.

Bu başvuru zorunluluğunun da kanun koyucu tarafından dava şartı olarak kabul edilmiş olmasıyla birlikte hukuki niteği de belirlenmiş olmaktadır. Bu düzenlemeye göre İş Mahkemelerinde açılacak bir davada, davacı taraf arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorunda olacaktır. Eğer bu zorunluluğa uyulmazsa mahkemece 1 haftalık kesin süre içerisinde bu eksikliğin giderilmesi gerektiği ihtar edilecek, aksi takdirde davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilecektir. Yani buna göre artık taraflar zorunlu arabuluculuk yoluna başvurmadan dava açma yoluna giderlerse, bu durum mahkemece kendiliğinden gözetilecek ve henüz davanın esasına dahi girilmeden davanın, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilecektir.

Bu düzenlemenin yani arabulucuya başvurma zorunluluğunun istisnası ise, iş kazası veya meslek hastalığından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat ile bunlarla ilgili tespit, itiraz ve rücu davaları hakkında getirilmiştir. Yani taraflar bu davalarda arabulucuya başvuru zorunluluğu olmadan direkt olarak dava açmak yoluyla aralarındaki uyuşmazlığı çözüme kavuşturabileceklerdir. Bunun dışında kalan işçinin ücret alacağı, hafta tatili ücret alacağı, ulusal bayram ve genel tatil ücret alacağı, fazla çalışma ücreti alacağı, yıllık ücretli izin alacağı gibi ücret alacakları ve ihbar tazminatı, kıdem tazminatı, kötü niyet tazminatı, ayrımcılık tazminatı, sendikal tazminat gibi tazminat alacaklarında yahut işe iade taleplerinde uyuşmazlığın giderilmesi için öncelikle arabulucuya başvurmak zorunlu olacak, arabuluculuktan netice alınamaması halinde dava açılması yoluna gidilebilecektir.

Bu kapsamda yapılacak olan zorunlu arabulucuk başvuruları, iş davalarında olduğu gibi davalının yerleşim yeri veya işin yapıldığı yer arabulucuk bürosuna yapılacaktır. Arabulucular bu başvuruları 3 haftalık süre içerisinde sonuçlandıracak, ancak zorunlu hallerde bu süre arabulucular tarafından 1 hafta uzatılabilecektir. Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf son tutanakta belirtilecek ve  bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulacaktır. Taraflar arabuluculuk faaliyeti sonucunda uzlaşmaya varırlarsa; uzlaşma giderleri taraflarca eşit olarak karşılanacak, uzlaşma sağlanamazsa  bu giderler yargılama giderlerinden sayılacak ve görülecek olan davanın sonucuna göre taraflarca karşılanacaktır.

Taraflar bu düzenlemeye göre zorunlu arabulucuya başvurduktan sonra anlaşmaya varırlarsa, bu anlaşma belgesinin icra edilebilirliğine ilişkin mahkemeden şerh talep edebileceklerdir. Mahkeme tarafından şerh verildikten sonra bu anlaşma belgesi 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununa göre ilam niteliğinde belgelerden sayılacaktır. Bu ilam niteliğindeki belge ile, ilamlı takip yoluyla doğmuş olan alacak haklarını karşı taraftan talep edebilecektir. Yine 6325 Sayılı Kanun’a göre taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgeleri, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belgelerden sayılacak ve dolayısıyla bu anlaşma belgeleri icra edilebilirlik şerhi olmaksızın doğrudan ilamlı takibe konu edilebileceklerdir. Anlaşmaya varılamazsa taraflar, yukarıda belirtmiş olduğumuz üzere anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine ekleyerek dava açma yoluna gidebilecektir.

Ayrıca bu düzenlemeyle birlikte getirilen zorunlu arabuluculuk yolu yalnızca 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi işçiler bakımından değil; 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlarla Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunda düzenlenen gazeteciler ile 854 sayılı Deniz İş Kanunu’nda düzenlenen gemi adamlarını da kapsamaktadır.

7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun getirmiş olduğu diğer bir değişiklik de istinaf ve temyiz kanun yollarına başvuru sürelerine ilişkindir. 5521 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’ nun 8. Maddesine göre kararın tefhim veya tebliğinden itibaren 8 gün içinde kanun yollarına başvurulabilmekteydi. Ancak 4857 Sayılı İş Kanununda yapılan değişiklikleri içeren 7036 Sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ na yapmış olduğu atıf neticesinde artık istinaf kanun yoluna başvurma süresiyle ilgili olarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kanun yollarına ilişkin hükümleri uygulanacaktır. Yani, bundan böyle taraflar HMK hükümlerine göre yani yerel mahkeme kararının tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf kanun yoluna başvurabileceklerdir. Bu suretle, daha önceki uygulamada karşı karşıya kalınan hükmün ne zaman tefhim edilmiş olacağı yönündeki karışıklıklar ve buna bağlı olarak süre tutum talebi şeklinde verilen dilekçeler, yeni kanunun yürürlüğe girmesiyle tarihe karışmış olmaktadır.

7036 Sayılı Kanunu’nun getirmiş olduğu diğer bir önemli değişiklik ise şüphesiz ki; özellikle işe iade davalarının ve bir takım diğer davaların kanun yollarına ilişkin olmuştur. İstinaf kanun yolu yürürlüğe girmeden önce açılmış olan işe iade davalarında yerel mahkemelerce verilen kararlar için kanun yolu incelemesi doğrudan Yargıtay’a başvurmak suretiyle yapılmakta ve Yargıtayca karar bozulmakta veya onanmaktaydı. 7036 Sayılı Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte ise işe iade talebiyle açılan davalar hakkında verilen kararlar için temyiz kanun yoluna başvurma imkanı ortadan kalkmış oldu. Yani bundan böyle işe iade davaları hakkında yerel mahkemelerce verilmiş olan kararlar için HMK hükümlerine göre tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içinde istinaf yoluna başvurulabilecek, istinaf incelemesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemelerince verilen kararlar kesin olacak, bu kararlar hakkında Yargıtay’ a temyiz incelemesi amacıyla başvuru yapılamayacaktır.

 

İşe iade talebiyle açılan davalarla ilgili diğer değişiklik ise; işe iade davalarının dava açma süresine ilişkindir. Eski kanun döneminde işe iade davaları fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren 1 aylık süre içinde açılabilmekteydi. Yürürlüğe giren yeni düzenlemeye göre ise işe iade talepleri hakkında fesih bildirimin tebliği tarihinden itibaren 1 ay içinde zorunlu arabulucuya başvurulacak, arabuluculuk faaliyeti sonunda uzlaşmaya varılamaz ise 2 hafta içinde işe iade davası açabilecektir. Dolayısıyla eski kanun hükmüne göre işe iade davası açılabilmesi için öngörülmüş olan süre artık zorunlu arabulucuya başvurmak için tanınmış ve uzlaşma sağlanamaması durumunda işe iade davası açılabilmesi için 2 haftalık süre kanun koyucu tarafından belirlenmiş olmaktadır. Ayrıca arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara re’sen tebliğ edilecek, kesinleşen ret kararının da re’sen tebliğinden itibaren iki hafta içinde taraflar arabulucuya başvurabileceklerdir.

Eski kanun döneminde işe iade talepleri hakkında yerel mahkemece işçinin işe iadesine karar verilip de bu karar kesinleştiğinde, işverence işçi işe başlatılmazsa işveren tarafından ödenecek olan 4 aya kadar boşta geçen süreye ilişkin ücret ve iş güvencesi tazminatının işçinin hangi ücreti üzerinden hesaplanacağı konusunda uygulamada problemler oluşmaktaydı. 7036 Sayılı Kanun’ a göre işe iade davasını kazanan işçinin işverence işe başlatılmaması halinde ödenmesi gerekecek 4 aylık boşta geçen süre ücreti ve iş güvencesi tazminatı, işçinin dava tarihindeki ücreti üzerinden Mahkeme tarafından hesaplanacak ve hesaplanan bu miktar gerekçeli kararda gösterilecektir.

Eski kanun döneminde kıdem tazminatı, iş güvencesi tazminatı, kötü niyet tazminatı gibi tazminat alacakları için İş Kanununda özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’ nun 146. Maddesi hükmü gereği 10 yıllık genel zamanaşımı süresi uygulanmaktaydı. Yıllık ücretli izin alacağında ise yine 10 yıllık zamanaşımı süresi uygulanmaktaydı. 7036 Sayılı Kanun ile bu konuda da bir düzenleme yapılmış ve kıdem tazminatı, iş güvencesi tazminatı, kötü niyet tazminatı gibi tazminat alacaklarında ve yıllık ücretli izin alacağında 10 yıl olan zamanaşımı süreleri 5 yıl olarak değiştirilerek yürürlüğe girmiştir. Yani bundan böyle bu talepler için 10 yıllık zamanaşımı süresi değil 7036 Sayılı Kanun gereği 5 yıllık zamanaşımı süresi uygulanacaktır. Ancak bu hüküm bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra sona eren iş sözleşmelerinden kaynaklanan yıllık izin ücreti ve tazminatlar hakkında uygulanacaktır. Bu kapsamda yapılan değişiklik neticesinde yıllık izin ücreti ve tazminatlar için bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri, değişiklikten önceki hükümlere tabi olmaya devam edecek, ancak, zamanaşımı süresinin henüz dolmamış kısmı, bu 5 yıllık  süreden uzun ise bu sürenin geçmesiyle zamanaşımı süresi dolmuş olacaktır.

7036 Sayılı Kanun öncesinde iş mahkemelerinin görev alanına girmeyen bir takım davalar da iş mahkemelerinin görev alanına dahil edilerek bu kanunla iş mahkemelerinin görev alanı da genişletilmiş olmaktadır. 7036 Sayılı Kanuna göre; artık 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklar da iş mahkemelerinin görev  alanına dahil edilmiştir. Ayrıca idari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklar da iş mahkemelerinin görev alanına dahil edilmiştir. Böylece 7036 Sayılı Kanun yürürlüğe girmesiyle iş mahkemelerinin görev alanı da bir hayli genişletilmiş olmaktadır.

7036 Sayılı Kanun ile yapılan diğer bir değiklik ise toplumda “işçi şikayeti” diye tabir edilen, 4857 Sayılı İş Kanunu’ nun 91. Maddesi gereği devletin, çalışma hayatı ile ilgili mevzuatın uygulanmasını, izlemesini, denetlenmesini ve teftişini gerçekleştirilmesiyle ilgili  yapılan düzenleme olmuştur. Eski kanun yürülükteyken iş sözleşmesi sona eren işçiler ve halen iş yerlerinde çalışan yani iş sözleşmesi devam eden işçiler eskiden çalışmış oldukları veya halen çalıştıkları iş yerlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’ na şikayet edebilmekteydiler. Bakanlık da 4857 Sayılı İş Kanunu’ nun 91. Maddesi gereği bu iş yerlerinin mevzuatın uygulanması kapsamında denetimini ve teftişini gerçekleştirmekteydi. 7036 Sayılı Kanun ile artık iş sözleşmesi sona eren işçiler, eskiden çalışmış oldukları iş yerlerini şikayet hakkını kullanamayacaklar, bu hak yalnızca iş sözleşmesi devam eden yani fiilen iş yerinde çalışan işçiler tarafından kullanılabilecektir.